yitip yitip yeniden var olanlara

 

Şimdi bak! Hiç olmadığı kadar en derinine. Evet ışık sönmüş çok karanlık yolunu kaybetmen için ışığın sönmesi  ve sonra yolunu bulmak için bir ışık arayışına girmen gerekti… düşmemek için daha güçlü olman gerek kendini kamçılaman çok daha fazla kamçılaman gerek… Düşme! yolunu bulabilmek için bir kıvılcım yeter ve evet o kıvılcım senin en derininde… öz! özün senin en sen olduğun parçan işte o duru ve temiz içinde bir yerlerde seni bekliyor.. çıkmazdasın ne içine çektiğin nefes ne de keşfetmeye duyduğun açlık seni motive edebilir.. hayat zaten uzun zamandır bayat etmek gibi kızartsan belki kokusu mest edecek ve açlığına bir çare olabilecek ama şuan sadece günah olmasın diye dolapta beklettiğin bir ekmek gibi hayat… hayat şuan suyu bile içinde kurumuş köşede unuttuğun limon gibi… kimseyle iletişim kuracak kimseye derdini anlatacak mecalin yok… dinlenmek istiyordun kendini dinlemek bir iki satır okuyup başka hayatlarda kaybolmak bir müziğin ahenkli ritminde dinginlemek.. yoruldun yani ve ışığın yok evet ışığın yok hayata duyduğun umut yok… ne zaman bu kadar kayboldun sormuyorsun artık çünkü biliyorsun.. insanoğlunun senin hayattaki varlığını hiçe sayıp seni egoları arasında bencilliği altında ezdiği ilk gün sen kayboldun… bu hayata ait olmadığın olamayacağın duygusu yapıştı yakana.. ışığın işte yavaş yavaş o zaman sönmeye başladı.. ve sen uyuşmuşluğun verdiği mayhoşlukla dur diyemedin fark edemeyecek kadar bitkin düştün ve boş verdin… baktığın tüm insanlarda yok oluş sebebi gördün sevemedin insanları çünkü hevesin kırıldı ve yenildin insanlığın kötülüğünde yenildin evet sen bu dünyaya hiç ait olmadın.. ama kendi dünyanı kurmak için çok çabaladın  ve kimse kendi elinle ördüğün bu duvarı geçemesin istedin.. istediğini sen kabul ettin dünyana ki duvarlarını yıkmak için çok insan balyozlarını kuşanmıştı gizli gülümsemeleriyle.. yoruldun… ışığını kaybettin… yenildin… içini dökecek kelimeler bile bulmakta zorlanır hale geldin… yazamadın bile, konuşmakta zaten hiç  iyi olmadın.. içinde sorguladığın kendin olma çabanın bu kadar küçük görülmesi seni dehşete düşürdü.. insan oğlu bu kadar mı çiğdi.. tabi ki çiğdi… çiğ ve ham aç gözlü başka insanların enerjileriyle yaşayan asalak doluydu etrafın acınası sümsük yaratıklar her kalıba uyabilen şekilsiz canavarlar.. ışığın kayboldu söndürüldü veya söndü bu senin sondan başladığın ilk sefer değil.. sen hep yıkıntıdan doğdun kalktın ve güçlü oldun.. yine ördün yumuşak dünyana duvarlar sakladın en saf halini.. bahar geldi en azından çiçekler açtı yaz geldi sıcak güneşiyle kavurdu yine etrafı ama sonbahar geldi ve yapraklar sapsarı kesti ve nefesin kesilircesine bir huzur verdi sana.. bak tekrar yazabildin en azından sana kelimeler eşlik etti ve sen yine sen oldun.. kelimelerinde sen varsan kim seni uzak tutabilir en derininde sakladığın özden… sen o özsün kendini bul.. evet tekrar bul.. o kıvılcımı bul.. yak sen olan ateşi aydınlat dünyanı.. bırak duvarlar arkasında kalsın o en sevmediğin yalancı yüzler.. sen sen olabilme gücünle tekrar diril ve gülümse.. bilmem kaçıncı hayatın tekrar başlıyor.. yeni başlangıcını kutla.. içine şuan yayılan hüzünlü mutluluğu taşı hayatına.. başla yeniden daha güçlü veya güçlü olmana da gerek yok sen nasıl başlamak istiyorsan öyle başla……..yeter ki başla… MERHABA Ben GİZEM yine geldim:)

Reklamlar

Atarlandım yine

Şimdi yağmurdan sırılsıklam olmuş bir ağaca sımsıkı sarılasım var, minnettarlık degil… doğanın benim varoluşuma desteğine ihtiyacım var… soğuk bir agaç gövdesi beni kendime gerçekliğe zamanın tam şuanına getirecek biliyorum.. yağmur damlaları süzülürken yapraklardan saçlarıma, arınmışken yüzüm gözüm tebessüm edesim var tüm gelmişime geçmişime.. küfürbaz olmadim hiç ama şimdi belkide herşeye herkese sövesim var.. affettim eskileri yenilere kafa tutasim var.. büyümek değil bu hamdım oldum diyesim var.. çok geçmedi yaşım; kadınım, evladım, eşim, anneyim yani kendimce çok görmüşlüğüm az bilmişliğim biraz fazlasını öğreneceğim var .. söyleyecek o kadar söz okadar lakırdı biriktiki dökülsem saçılsam diyorum şöyle orta yerinden dünyayı çarkıfelek gibi döndürsem… seni pas geçsem, sen ezik sana iflas, sen şansli pzvk joker senin… ne bileyim işte ayık kafa kelami değilde ciğerimin en orta köşesinden akıtsam icimdekini.. rahatlayasım var… hesap sorsam mesela.. desem ki ne hakkınız var… sahi ya ne hakkiniz var beni kendinizle zehirlemeye.. ne hakkiniz var göbek bağımı zangır zangır titretmeye… ne hakkınız var yaptığınız hataların bedelini benden ödememi beklemeye… ne hakkınız var insan olmayi beceremeyişinizin faturasini bana kesmeye.. ne hakkiniz var bende olanın sizde olmayışını kursağımda bırakmaya… ne hakkiniz var ki uykularimi ya evet uykulari mi boyle parca pincik edip beni yorgun dusurmeye ne hakkiniz var sizin. Aa uyku muhim..  Uyku azizim uyku değerli bam telim benim basmayınız kuzum 😂

Kadehimi uykusuzluğa kaldırıyorum😂

Genizimde hissetiğim o yanma çok tanıdık gelmişti bian… belki ben hissi ilk kez tatmiyordum bunun şuan hiç bir önemi yoktu ama bu hissi yakinen tanıdığım bir sır olmaktan az zaman sonra ortaya çıkacaktı zaten şimdiden bilmenizde hic bir sakınca da yoktu..  
öykümüzün gidişatındanda eski ahbap oldugumuz belli olacakati…

Çaresizligim buram buram genizimi yakıp kavuruyordu işte..Ne yapacağını şaşırmış bir köşeye çoktan sıkışmıştım…bu hayatımın dondurulmuş bir anıydı.. ki öykümüzün ana kahramanıda bu gece canlı kanlı biri degil bir kavram, bir duygu, bir histi.. veeee işte karşınızda cekirdeğin deyimiyle daaa daamm “çaaareeesiiizliiik”…

çok çok önceleri ben daha insanların karmaşık hayatlarına bir gözlemciyken tanışmıştık çaresizlikle… gözümün gördüğü tüm insanlarda çaresizliklerini kabulleniş anı yaşanmış ve bu onların ruhlarına istemeselerde gri bir pus düşürmüştü… çaresizliğini kabulleniş her insana zor bir anıydı ve bu an gözlerindeki ışığı örten o perdeyle ne yazıkki gizleyemeyecek kadar koyu karaydı.. belkide sizin çaresizliğinizin bende ki tasviri buydu… karanlık ve anlık bir bakış…  şimdi çok daha ağır kabullenişler gördüğüm için benim çaresizligim tabiki bir önem arzetmeyecek fakat.. bu öykü benim efenim bu yüzden sizin çaresizliklerinizi kabullenisleriniz  aramızda bir süre daha sır olarak kalacak ama eğer benim hayatımda biraz misafir olduysanız bir kabullenisinize ortağım bunuda bilesiniz… işte kalem benim kelam benim ozman dinleyiniz efenim.. size hiç bir anlam ifade etmeyecek olan çaresizligim “uyku” kabullenişim “çekirdegim”.. uyumuyor efenim uyumuyor.. erkende kalksak tam da alsak uykumuzu şekerlemede yapsak öğlemizi uyumuyor… çaresizlikten genizim uykusuzluktan gozlerim dinlenememekten beynim yanıyor son zamanlarda iste bu benim size çokça basit bence ağır çaresizligim… Allah aşkınıza hanginiz varsa derman bilen hemen dökülsün lütfen😶 işte böyle bizde de develer tellal pireler berber neyseki şimdilik uyku perileri öptü çekirdeği bende bir öpücük kondurdum söndü yangin yeri 🤗 analık işte bilen bilir böyledir 😄 kah güler kah ağlar asla da kiyamayiz.. bir oraya bir buraya iste tam da ❤ şuraya başkada  yere koyamayiz… aman tamam canim uyumazsa da uyumasin ohh canida sag olsun 😂 allahımmm tipe de bak hele kuzu bu kuzu nasil da güzel uyuyor masallah sana çekirdeğim ya😍😍

sizin caresizliginizi kabullenisiniz mi iste o bir sır olarak ebediyete kadar bende kalsin…

Bu da küçük bir alinti;

Diyor ki Kafka Milenaya bir mektubunda “Uykusuzluğa karşı koymak budalalık! Yeryüzündeki en masum şey uyku,…” yok bunun bizle ilgisi yok siz bir bilin istedim belki aramızda uykuyu kendine sorun edenler vardır evet evet işte sen gibi 😌 uyuyun ama vakit uyku vakti😄..

 

Kedili kupa


Şimdi durdum ve umutla geleceğe bakabiliyorum…

Sadece şuan aklıma düşenleri yazacağım buraya belki, ama emin olun cok daha fazlası vardır… 

Hiç tanımadığım, bir kaç dakikalik sohbetten ve onun hoşlandığı resimlerden bashederken bana sana resim yapmak istiyorum diyip bir kopek çizdi küçük bir hanım. Gelecekte eğer bir resim sergisi açma şansı yakalarsa diye imzasini atmasini rica ettim kırmadı ve minik el yazisiyla ‘Asya’ yazdı.. tesekkur olarak ona elimden geleni bu resimdeki kupayi yaptım.. yılbaşından sonra ona getirecegime dair söz verdim… Kupayı aldığında sevinecegine adım gibi eminim… nerden mi biliyorum kendimden… ben bir çok şeyi annem ve babamdan ogrenmis olabilirim ama bir çoğunu da sizden öğrendim… 

Mesela bir cocukla oyun oynarken onunla bağ kurmak çok kolay sadece Adnan abim gibi onunla yerlerde sürünüp bir iki bilmece sorsaniz, hop bir iki sihirbazlik numarasi  ve iste karsinizda büyülenmiş cocuklar.. ve onu değerli kilmakta basit söz verdiginiz ateriyi ilk kargosuyla açan cocugu bir düşünün hiç unutulmayacak bir anı tohumu bıraktınız cocukluguna…işte Adnan Degirmenci o tohum yeşerdi.. senden öğrendim ben küçük bir çocuğu mutlu etmenin yollarini…ve bir yetiskinle sohbet etmenin tadını teşekkürler… iyi ki varsin..

Hersabah çağla ece ile kalkar kalkmaz müzik açıyoruz kendimize.. Çağlaya soruyorum ne dinlemek istersin annecim.. hep aynısını istesede ‘baby finger’ müzik dinlemeyi cok seviyoruz birlikte… müziğin sevgi dolu tınısını metin dayımın sesinde duydum ben üniversiteden dönerken, askere giderken, cocuklarina ninni okurken mırıldanırdı hep, o yumuşacık tını bende yer etmis olmali..şarkıların anılara eşlik ettigini ondan öğrendim ben…müziğin ahengiyle büyüsün istedim bende cagla ece…anıları ritimli olsun… teşekkürler Metin Boduroğlu…

Birşeyler çizerken eğer bir övgü almışsam yapıtıma dair.. ilk sözüm genlerimde var dayımda çok güzel çizer olur hep… Arif Boduroglu cizmek benim icin keyifse dayimin bu işte bir parmağı var.. sanata açılan kapım o benim.. teşekkürler dayıcım..

Paylaşmayı çok severim yoksa bile paylaşılacak fazladan bişeyim kendimde olanin cogunu verebilecek kadar özveriliyim… Sebebi gönlü bol nurgül halam benim…tesekkurler halacim..

5 çaylarını severim… akşamüstü keyfim Ceyhan Kokoz dan…bir tepside mis kokulu poğacalara eşlik eden bir yudum caya yaren sohbetler en büyük keyfim simdilerde benim… teşekkürler Şeyda abla Eda ve Ceyhan teyzecim…

Spor hayatın bir parçası…nefes alan ruha deva bir kac tur koşu Banu muezzinlerden öğrendim… belki ben tam beceremedim ama çagla ece icin ne gerekli biliyorum hayatinin bir parcasinda daima spor olmali.. tesekkurler banu abla..

Güzel sofralarda yenen şen şakrak yemekler içilen bir iki kadeh rakı çocuk cıvıltıları anne kahkahaları baba sohbetleri Gulbeyaz halam, Vacit dayim, Şahin dayim iste siz hep oyle sofralarımdasınız şimdi belki resimlerden belki de zihnimden anımsıyorum bilmiyorum ama o sofralar bilin ki cok değerli.. teşekkürler..

Ahbapligi, can yoldasi olmayi üç güzel yürekli kadının arkadaşlığından öğrendim ben pahabicilemez, değeri hiç birşeyle ölçülemez onların benim hayatıma kattiginin Engin Güngör ve Aynur Güldüren çocukluğumun 3 anaç ruhlu kadını. Biri annem… arkadaşlarımın değerini göruşemesemde yüreğimde taşıyorsam sizin sayenizde hanımlar… teşekkürler…

Kitap eşittir Aydan yengem… okumanin nasıl güzel birşey olduğunu senden öğrendim.. kitaplara duydugun aşka ben yetişemem belki ama bende yer etmiş işte hayatıma kitap sevginle dokunmuş ve beni de bu serüvene ortak etmişsin teşekkürler Aydan Boduroglu… 

Komşuluk benim icin çok değerli çitlenen çiğdemlerin tadı gibi hala damagimdaysa lezzeti Özden yengeme Emel ablama burdan kucak dolusu sevgiler.. teşekkürler… 

Çagla eceyi uyuturken aklima düştü işte bunlar dedim ki neden  kağıda da düşmesin düşsün hemde daha cok düşsün ki şu umudumuzun kaybolduğu günlerde aslında umudun hala var olduğunu bir hatırlayalım…

Sen,  sen ve sen ve belki de sende bir şekilde benim çocukluğuma umutla dolu dokundunuz ve ben ben oldum.. iyi ki benimle bunları paylaşmışsınız da hayatı böyle güzel algilayabiliyor ve yasamaya değer buluyorum… 

Eger simdi bende birilerinin çocukluğuna dair güzel anılar birakabilirsem kısır bir döngü yaratabilir geleceğin güzelliklerine umud edebilirim diye düşünüyorum…

Çocuklara anılarında güzel anlar hediye edin… maddi değil manevi şeyler bizi iyilestiricek…

Ben umutla bakiyorum sizde umudunuzu yitirmeyin..

Herkese tesekkurler…

Gizem Seçen

Düş düşedursun ben yazıyım…

En köpüklüsünden bir gece ikram ediyorum size… 

Buyrunuz; Uykunuz… 

Ister şekerli ister sade yudumlayınız… 

Miskinlik saracak ruhunuzu… Çekinmeyiniz… Teslim olunuz… 

Köpüksü düşlere hapsolacaksınız hiç kurtulmak istemezcesine… 

Rahatlayınız ve Unutmayınız; 

“Düş düşmedikçe düşene düşler düşmezmiş gerçekliğe” efendim…

Düşlerinizin peşine düşünüz… 

Siz bu huzur dolu düşsel geceyi yaşayadurun…

Ben; Enfes bir yarın vaad ediyorum size… bırakınız keşmekeşligi… Tadına varınız… 

Yarını hiç yaşamamış gibi yaşayınız… 

Yarın bugünün gerçek olmuş düşü bana inanız… 

^Her daim sevgi ile^..

Mask

Baktığında gördüğün belkide görmek istediğin şeydi olan değil… sen belki kırılmışlığını takınıp yüzünü eğmiştin de baktığın suratsız gelmişti…beğenine sarılıp göz süzmüştün de gördüğün bir sana güzeldi… hırsını kuşanıp sırt dönmüştün de arkandaki çekilmezdi…

Aklımdaki bunca şey şuan karşımda yerde parçalarına ayrılmış dünkü ihtişamından eser kalmamış olan maskeyle ilintiliydi.. yalnışlıkla düşmemişti… bilâkis… benliğinin tüm ağırlığını sorgusuz sualsiz teslim ettiği çivisinden çılgınca söküp, avuçlarımda kütlesini hissederek kavrayıp, ivmeleterek ben fırlamıştım onu yere… yerçekimine karşı süzülüşünün resmini bile çizebilirim şuan size…tüy gibi yumuşacık, çıkardığı gürültüyle ters orantılı bir naiflik sergilemişti, şaşılırcasına… tıpkı onun elimi ilk sıkarkenki merhabasında olduğu gibi-sert naiflik-… o içimi ısıtan gülüşü konduralım kusursuz dudakların çerçevesine, bakışlara biraz daha aşk oyalım, bir tutam merhamet şuraya, fazlasıyla ilgi buraya, minik bir fırça darbesiylede sahipleniş konduralim ortayerine, dolu dolu kadinsal incelikle nakşedilmiş bir maske tasarlamışım, kusursuz… ilk tanıştığımız anda hediye etmişim o cok renkli maskeyi ona… maskeyi takmasını ben sağlamışım… evet bunu şuan anlıyorum… yerle yeksan bu maske tüm çıplaklığı ile vurdu bunu yüzüme yüzüme zamaninda onuda duvara sabitlemek icin az uğraşmamıştım… işte tamda böyle, yüreğimle taktığım maskeyle sevebilmiştim onu… ben tasarımıma yenik düşmüştüm… aldandığımı, aldatıldığımı düşünmüştüm, kendimi faka bastırmışım oysaki … hayatımın dersini vermişti karşimdaki kırık maske fotoğrafı bana… hem kendini bile kandırabilecek kusursuzlukta şaheserler yaratabilecek kabiliyette usta bir tasarimciydim hemde kendi tasarımlarına yenik düşebilecek kadar aciz bir çömez… maskenin kirilmisliğinin tezatliği üzerime sinmiş gibi hem aydinlanmis hemde korkuyordum… evet sevdiklerimin yuzune bakmaktan korkuyordum… ya aydinlanirsam… ne de olsa ben iflâh olmaz usta bir maskeciydim🎭!

Kahve kokusu

Bir fincan kahveniz birde yareniniz varsa kahve ile aklınıza düşen dinleyin ovakit beni… 

Dost; kahve kokar… Dostla yapılan sohbetler telvelidir işte bundan sebep… Koyudur… Yoğundur… Içtenlikledir… 

Gülüşmeler orta şekerli, birlikte akıtılan gözyaşları en sadesindendir. Paylaşılanlar  az şekerli, sevginiz bol şekerlidir… 

O soğuk kahve fincanını ısıtan bol köpüklü bir kahveyse içinizi ısıtan dostun bir  kelamıdır mesela… Tek bir fincan kahve yalnızlıksa birden fazla fincan şansınızdır… kiymetbilinisicedir…

Illaki yanınızda da olamayabilir kahve kokulu dostunuz; bazı anlar yüreğinizdedir, bazı anlar geçmişinizin derinliklerinde; ama samimiyetin kokusu buram buram bir fincan orta şekerli kahvenizde… 

Bir elmanın iki yarısından; kahve çekirdeğinin iki yarısına terfi edilişi bir biz dost kahvesinin tadını bilenler anlarız… Bu sebeple kahveyi çekirdekkenden inci gibi saklarız.

Hani fincandan son bir yudum kahve aldığınızda telveli ve acı bir tad oluşur ya damağınızda.. (heh iste suan seninde ağzında hissettigin o tad) iste o dost kahvesinin tadı damağında kaldı demektir… bu yüzden saklı kalır kırk yıllık hatrı ictiğin kahvenin… 

Velhasıl kahve dosttur, dostta kahve kokulu… 

Şimdi kalkın ve kahve kokulu bir dostla bir fincan dost kahvesi için; iki lafı öğütün, canınızı sıkanları kavurun, acılarınızı pişirin, kapatın fincanları sevincinizi fallayın 😄 

Olmadı iki fincan kahve yapın ve bir kahve kokulu dostunuzu anın 😄
Ve sevgiyle kalın😄 😍